e-Posta :
Şifre :

Etiket: Adli Tıp

E-öğrenme (0) Literatür (0) Haber (5) Etkinlik (2) Webcast (0)Tümünü göster (7)
İstanbul Adli Bilimler Eğitim ve Araştırma Vakfı tarafından Ankara'da kurulmasına karar verilen Anka Teknoloji Üniversitesi farklı ihtisas alanı, fakülte ve bölümleri ile diğer birçok üniversiteden ayrılıyor. 
Ankara'da kurulacak olan bu üniversite bir konsept üniversitesi olarak planlandığını belirten İstanbul Adli Bilimler Eğitim ve Araştırma Vakfı Mütevelli Heyeti Üyesi Prof. Dr. İ.Hamit Hancı konu ile ilgili şu bilgileri verdi: “Üniversite özellikle kriminal teknolojiler, siber güvenlik, savunma sanayi olarak üç ana bilimsel araştırma ve hizmet alanına hizmet verecek şekilde tasarlanıyor. Bu üç alanda da Türkiye'de gerek lisans düzeyinde gerekse Ar-Ge düzeyinde yeterli fakülteler bulunmuyor. Gelişen teknoloji ile birlikte kriminal teknolojiler de büyük değişiklikler gösteriyor, yeni alanlarda araştırma ihtiyacı ve kalifiye eleman ihtiyacı üst seviyelere çıkıyor.

Üst Düzeyde Kriminal Uzman Yetişecek
Günümüzde işlenen suçlar arasında bilişim suçları önemli bir yer tutuyor. Yakın gelecekte ise işlenen toplam suçların yarısını bilişim suçları oluşturacak. Anka Teknoloji Üniversitesi, bu açığı kapatmak üzere üst düzeyde kriminal uzman yetiştirmeyi, bu konuda yine üst düzeyde araştırma geliştirme faaliyetinde bulunmayı hedefliyor. Ülkemizde inceleme yetersizliğinden dolayı en basit davalar yıllarca sürüyor. İnsanlar basit hatalardan ve inceleme yetersizliklerinden dolayı haksız cezalara maruz kalıyor.


ANKA Teknoloji Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Dr. Mehmet Hakan Sağlam
 

“Ülkemizin Kriminal Teknolojileri Konusundaki Üst Düzey İhtiyacını Bilimsel Olarak Karşılayacak”
Anka Teknoloji Üniversitesi, ülkemizde bulunmayan, Avrupa ve Dünya üniversitelerine dahi sadece ihtisas üniversitelerinde bulunan adli bilimler fakültesi ile ülkemizin kriminal teknolojileri konusundaki üst düzey ihtiyacını bilimsel olarak karşılayacak. Bu özelliği ile de sadece Türkiye'den değil, tüm dünyadan öğrenci gelecek. 

Adli Tıp Kurumunun Yükünün Azaltılacak
Anka Teknoloji Üniversitesi, özellikle adli bilimler, adli bilişim teknolojileri ve adli mühendislik konularında gelişmiş ülkelerde var olan ileri teknolojilerin ülkemize adapte edilmesine katkıda bulunacaktır. Ayrıca, kurulacak AR-GE laboratuvarlarıyla şu an için sadece adli kurumlara hizmet veren Adli Tıp Kurumunun yükünün azaltılmasına, adliyelerde inceleme eksikliği nedeniyle karara bağlanamayan davaların hızla sonuçlanmasına önemli katkılarda bulunacak ve hemen her konuda adli bilimler uzmanları yetiştirecek.

Yazılım ve Yapay Zekâ Mühendisliği Bölümü Kurulacak
Siber âlemdeki güvenlik, ciddi bir ülke meselesi hâline geldi. Yeterli denetlemeler yapılamadığından, akıllı cep telefonları dâhil, bilgisayarlarımıza yapılan siber saldırılar önemli sorun oluşturuyor. Özellikle ülke güvenliği açısından sadece kamu kurumları değil, özel şirketler dahi ciddi seviyede siber güvenlik sorunları yaşıyor. Kurulacak olan yazılım ve yapay zekâ mühendisliği bölümü, ülkemizde daha önce hiç olmayan bu alanlardaki AR-GE faaliyetleri için tamamlayıcı bir bölüm olacak.”

 BM Uyuşturucu ve Suç Dairesi UNODC, eroin ve kokain gibi daha bilinen uyuşturucuların tüketim miktarının ise dünya genelinde durağan olduğunu belirtiyor. Birleşmiş Milletler'in 2013 Dünya Uyuşturucu Raporu'nda, yeni sentetik uyuşturucu maddelerin internet üzerinden yayılmakta olduğuna dikkat çekiliyor. Yasal olmalarına rağmen, bu uyuşturucuların da ölümcül sonuçlara yol açabileceğine işaret ediliyor.

En büyük pazar ABD
Raporun üzerinde durduğu mesele, güvenilirliği yeterince test edilmemiş olan "yeni psikoaktif maddeler" (NPS) diye bilinen ilaçların kamu sağlığına büyük zarar verebilecek olması. Raporda şöyle deniyor: "İnternet aracılığıyla ve açıkça satılan NPS'ler bilinen uyuşturuculara göre çok daha fazla tehlikeli olabilir. 'Çeşni', 'miyav miyav' ve 'banyo tuzu' gibi sokak isimleri genç insanları, düşük risk alarak keyif yaşadıklarına ilişkin yanlış bir düşünceye itiyor."

UNODC, sürekli yeni maddeler ortaya çıktığından, yetkililerin bunlara yetişmeye çalıştığını belirterek, suç örgütlerinin kolluk güçlerine göre çok hızlı hareket ettiğini aktarıyor. Rapora göre, yeni nesil uyuşturucuların ortaya çıkış yeri Asya olmasına rağmen, en büyük pazar Amerika Birleşik Devletleri.  ABD'de bu maddelerin kullanım oranı, Avrupa Birliği ülkelerine göre iki kat fazla.
AB içindeyse gençlerin en çok uyuşturucu kullandığı ülke İngiltere. Yaşları 15-24 arasındaki 700 bin İngiliz gencin bu yasal uyuşturucuları denemiş olduğu belirlenmiş. Avrupa Uyuşturucu Maddeler ve Uyuşturucu Bağımlılığı tıklayın İzleme Merkezi'nin, geçen yıl içinde 73 yeni uyuşturucu madde tespit ettiği belirtiliyor. 2011'de tespit edilen uyuşturcu madde sayısı ise sadece 49.

Başer, 'Hiçbir kayıp yakınının ailesiyle tanışmıyorum ama kayıplar bulunduğu için buruk bir mutluluk yaşıyorum' diye konuştu. Yeniden kimliklendirme işlemleri sırasında kişilerin yaşarken sahip oldukları yüze benzer çalışma yapmaya gayret ettiğini anlatan Başer, 'Tüm malzeme kemik ve parmaklarım. Yeniden yüzlendirme laboratuvarında bilim ve sanatı bir araya getirerek kayıpları bulmaya çalışıyorum' diye konuştu. Başer, özellikle kadın kafatasları geldiği zaman çok etkilendiğini anlattı.

KAYIP HAVUZU OLMALI
Bulunan kafatasları adli vaka olduğu için savcılık tarafından Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Yüzlendirme Laboratuarı'na gönderiliyor. Burada seramik çamuruyla yeniden kimlik bulan kafataslarına ait fotoğraflar ilgili savcılıklara gönderiliyor.

Savcılık kayıp kişilerin fotoğraflarıyla, yeniden yüzlendirme işlemi uygulanan kafatası fotoğraflarını karşılaştırıyor. Fotoğraflar arasında benzerlik bulunursa her iki fotoğraf bu kez bilgisayarda karşılaştırılıyor. Karşılaştırma da olumlu bulunursa, kafatası DNA'sı ve kayıp kişinin yakınlarına ait DNA'lar karşılaştırılıyor. Yapılan işlemlerle pek çok kayıp vakanın bulunduğuna dikkat çeken Başer, 'Kayıp kişilere ait fotoğraflar genel bir havuz da toplansa yapılan yeniden kimliklendirme çalışmaları daha verimli sonuca ulaşır' diyor.

Trabzon, Mersin, Gaziantep, Hatay gibi illerde kimlik tespiti yapılarak vakalarla ilgili sonuca ulaşıldığını belirten Başer, 'Örneğin Trabzon'da ateşli silah yaralanması sonucu ölen 40-45 yaşlarındaki erkek şahsın kimliği yüzlendirme çalışmaları doğrultusunda ortaya çıkarıldı. Farklı bölgelerde yaşayan kişilerin cesetleri, başka illerde bulunabiliyor' dedi.

MİLİMETRİK HESAPLAMA GEREKLİ
Kimliklendirme işlemi seramik çamurunun yüzdeki doku kalınlıklarına göre kafatası üzerine yerleştirilmesiyle yapılıyor. Çalışmaya başlamadan önce, alt çene kemiği eklem yerlerine tam oturtulup, kafatasının bütünlüğü sağlanıyor ve sonra da yüzlendirme için özel yapılan bir tablanın üzerine yerleştiriliyor. Sevim Başer çalışmayı 'Seramik çamurunu kafatası kemikleri üzerine yayıyoruz. Çamur milimetrik hesaplamalarla kafatası üzerine giydiriliyor. Çalışma bir kadına aitse değişik saç veya başörtülü olarak, erkekse bıyıklı bıyıksız, saçlı, saçsız olarak yapılarak ilgili savcılıkla paylaşılıyor' diyerek anlatıyor.

Türk Nöroşirürji Derneği
Ülkemizde son günlerde yaşanan üzücü olayların ve giderek tırmanan gerilimin toplumda tedavisi zor yaralar ve şiddetli bölünmelere yol açacağı aşikardır. Hepimizi çok üzen bu olayların sona ermesi, gerçek demokratik, barış içinde, vatandaşların birbirlerinin yaşam tarzlarına, fikirlerine ve değerlerine saygı duyduğu, güçlü ve mutlu bir Türkiye’ye kavuşmak tüm Türk Nöroşirürjiyenlerinin ortak arzusudur. Bu vesile ile tüm siyasi partilerin temsilcilerinin, kamu kurum ve kuruluşları yöneticilerinin, medya organlarının, sivil toplum kuruluşlarının üzerlerine düşen görevi yerine getirmelerini ve toplumun bir an önce huzura kavuşması için çok daha fazla çaba harcamalarını istiyoruz.

Türk Cerrahi Derneği
Gezi Parkı’nda başlayıp tüm ülkeye yayılan protesto ve eylemler endicşe vericidir. Yaşadığımız coğrafyanın karışıklık ve sıkıntıları gözönüne alındığında, ülke bütünlüğü adına toplumdaki değişik kesimlerin birlikte yaşama kültürünü geliştirmesi gerekmektedir. Demokrasilerde hükümetlerin nisbi çoğunlukla kurulmasına rağmen, kendisine oy vermeyenlerin de hükümeti olduğunu unutmaması ve yönetim uygulamalarında bunun gereklerini yerine getirilmesi beklenir. İktidarın sokaktaki halkın sesine kulak vermesinin sürecin sağlıklı yürütülmesine etkili olacağını ve bu şekilde provakasyonların da engellenebileceğini düşünüyoruz. TCD olarak iktidarların geçici olduğunun ancak devletimizin baki olduğunun bilinci içerisinde, başta iktidar olmak üzere milletimizi sağ duyulu olmaya davet ediyoruz.

Türk Toraks Derneği
31 Mayıs “Tütünsüz Dünya Günü” dür.
Tütünün zararları önlenmeye çalışılırken, halkımızın üzerine akciğer sağlığı için en az tütün kadar zararlı bir gazın sıkılmasını uzlaşmaz bir çelişki olarak değerlendiriyoruz. Akciğer sağlığını geliştirmeyi görev edinen;
Türk Toraks Derneği kuruluşundan bu yana ülkemizdeki tütün kullanımının azaltılması için, eğitim, bilinçlenme ve yasa destek çalışmalarında öncü olmuştur. Dumansız hava sahasının ödünsüz savunucusu olmuş ve başkanlığını yürüttüğü dönemde Sigara ve Sağlık Ulusal komitesi, iki uluslararası ödül almıştır. Türk Toraks Derneği bir başka solunum tehdidi olan biber gazının ölüme kadar uzanan ciddi sonuçları konusunda bir proje yürütmüş iki kez basın açıklaması ile kamunun konuya dikkatini çekmiştir. 31 Mayıs tütünsüz dünya gününde Istanbul Taksim Gezi parkındaki kalabalığa saatler süren biber gazı sıkılması neticesinde yaralanmaların olması, üçüncü bir basın açıklamasını zorunlu kılmıştır. Halk sağlığını korumak, halkı sadece tütün ürünlerinden korumak ile sınırlı olamaz. Solunum sisteminde tahribat yaptığı kesin olarak ispat edilmiş bir gazın bilerek ve zorla solutulması halk sağlığı koruyuculuğu ile asla bağdaşamaz. Biber gazını zorla solutmak, sigara dumanını zorla solutmaktan daha tehlikelidir. Türk Toraks Derneği halk üzerine biber gazı uygulaması durduruluncaya kadar ulusal ve uluslararası duyurularını tekrar etmeye kararlıdır

Halk Sağlığı Uzmanları Derneği
Şiddet Toplumsal Barışı Tehdit Eder Duruma Gelmiştir 
Herkesi bir kez daha kendi davranışları üzerinde düşünmeye çağırıyoruz! İstanbul’da Gezi Parkında başlayan eylemlere polisin sert müdahalesi ve arkasında yurt genelinde başlayan gösteriler endişe verici bir boyuta ulaşmıştır. Göstericilere karşı polis yoğun bir biçimde biber gazı kullanmış ve şiddet uygulamıştır. Bu süreçte çok sayıda insan yaralanmış, gerilimli, endişe verici bir ortam oluşmuştur. Şiddetin giderek yaygınlaşması toplumsal barışı tehdit eder hale gelmiştir. Toplumsal barış; istikrar, kalkınma, adalet, can ve mal güvenliğinin yanı sıra sağlığın da ön koşuludur. Bu nedenle toplumsal barış son derece önemlidir, barışın korunması ve yaşatılmasında tüm taraflar gerekli çabayı göstermelidir.
Toplumda oluşan bu gerilimin nedenlerini aramak ve çözüm üretmek gerekir. Gerilimin artmasına yol açan nedenlerin arasında politikacıların uzun zamandır çok sert söylemleri, polisin sert müdahalesi, dayanışmanın azalması, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması, adalete olan güvensizlik, kayırmacılık, partizanlık, yönetim süreçlerine toplumun katılamayışı, uzlaşma eğilimlerinde ve problem çözme becerilerimizdeki yetersizlik ve yaşanan anti-demokratik tutumlar gibi pek çok etmen sayılabilir. Ancak bu konular daha derinlemesine bilimsel çalışmalarda ele alınmalıdır.
Demokrasinin göstergelerinden biri de temel hak ve özgürlüklere karşı takınılan tutumdur. Demokratik toplumlarda alınan kararlara karşı itiraz etme, demokratik barışçıl yöntemlerle tepki gösterme hakkı vardır. Demokratik yönetimler temel hak ve özgürlüklere saygılı olmalıdır. Toplum liderlerinin inatlaşma, meydan okuma, tehdit olarak algılanabilecek mesajları toplumda gerilimin yükselmesine ve çatışmaların artmasına neden olabilir.
Şiddet tüm dünyada yaygın olmakla birlikte, bölgemizde çok daha belirgin bir risk etmenidir. Bu coğrafyada savaş ve terör sonucu sayısız insan yaralanmış, sakat kalmış ve ölmüştür. Yaşanan olaylar toplum sağlığını ciddi biçimde etkilemiştir. Ülkemizde 30 Mayıs gününden bu yana tanık olduğumuz şiddet toplum sağlığı açısından önemli ve önlenebilir bir etmendir. Kamu yetkilileri toplumun sağlık ve güvenliğini, bireylerin beden, akıl ve sosyal bağlamda bütünlüğünü korumakla yükümlü olduklarını unutmamalıdırlar. Şiddetten kurtulmak ve toplumsal barışı sağlayabilmek için, temel hak ve özgürlüklerin kullanılabilmesi, iktidardan bağımsız adalet sisteminin kurulması, gelirin toplumda dengeli dağılımı, diyalog, tartışma, uzlaşma ve hoşgörü kültürünün geliştirilmesi, farklılıklara saygı gösterilmesi gerekmektedir. Sonuç olarak, bugün her zamankinden daha çok toplumun demokrasi, barış, uzlaşı, adalet, farklılıklara saygı ve hoşgörüye ihtiyacı vardır. Çalışma alanı toplum sağlığı olan bir meslek gurubunun temsilcileri olarak başta kamu yöneticileri olmak üzere herkesi toplumsal barışa katkı vermeye, birbirimizi anlamaya ve sağduyuya çağırıyoruz.

Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği 
Taksim Gezi Parkı Olaylarını Çocuklarımıza Nasıl Anlatacağız?
Taksim Gezi Parkı’nda çevreci ve insani duygularla başlayan ve halka karşı devlet şiddetine dönüştüğünde ülkemizin birçok iline yayılan sokak gösterileri son bir haftadır gündemin en başına geçmiştir. Kimi çocukların doğrudan gösterilerin içinde yer aldığını, çoğunun ise olayları medyadan izlediğine tanık olmaktayız. Çocuklarımızın ruh sağlığı için hizmet veren bir uzmanlık derneği ve çocuk haklarını en öncelikli gören bir sivil toplum kuruluşu olarak Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği gündeme tepki vermektedir:
Yaşanan olayların çocuklarımıza çok yönlü etkilerinin olduğunu görüyoruz: Bunların ilki ve kuşkusuz en önemlisi, çocuklarımızın doğrudan ya da dolaylı olarak olayların bedensel ve ruhsal travmatik etkilerine maruz kalmalarıdır. Çocuklar, gerek medya aracılığıyla gerek olay yerinde bulunarak eylemin bizzat içinde olmuşlardır, hem fiziksel olarak da şiddete maruz kalmış, hem de ruhsal olarak travmaya uğramışlardır. Dahası olaylar birçok bakımdan çocuklar için kafa karıştırıcı olmuştur:
  • Çocuklar çevreci ve insani duygularla başlayan ancak şiddete dönüşen bir olay karşısında savunmasız kalmışlardır. Çevrecilik önerdiğimiz ve desteklemelerini istediğimiz bir kavram iken, şiddet onaylamadığımız bir kavramdır. Bu iki kavram ortak paydada nasıl birleşir? Çocukların aldıkları mesaj “insani isteklere karşı şiddet uygulanır” olmuştur.
  • Polis bizi korur, güvenliğimizi sağlar diye bilmişler ama, “Anne polis bizi korumaya ne zaman gelecek?” diyen 3 yaşındaki bir çocuğun kaygı dolu ifadesindeki gibi temel güven sorunu yaşamışlardır.
  • Biber gazı diye bir şeyin varlığından haberdar olmuş, sağlığa zarar veren maddeleri polisin hak arayanlara karşı kullandığını öğrenmişlerdir.
  • Sokakta, parklarda güvenle koşup oynamaları gerekirken, bir 2. sınıf öğrencisinin “Ne olacak bu ülkenin durumu?” ifadesinde olduğu gibi, ülke sorunları temel gündemleri olmuştur.
  • Ergenler ise kimlik oluşumlarını destekleyen bir eylemle “şarkı söyleyerek” çevreciliği savunurken şiddete maruz kalıp ruhsal travma yaşamışlar, kimlik oluşumlarında yara almışlardır.
Seçilmiş ve demokrasi ile gelmiş bir liderin duyarsız ve demokratik olmayan tutumu karşısında “demokrasi kavramına” şaşırmışlardır. Demokrasi anlayışları, sosyal hayata dair algıları, kişisel güvenlik ve sorun çözme becerileri ile ilgili algıları değişime uğramıştır. Yetişkinler olarak bizlerin bile anlam veremediğimiz bu ölçüsüz ve orantısız şiddeti çocuklarımıza nasıl açıklayacağımızı, sorularına nasıl yanıt vereceğimizi bulmakta zorlanıyoruz. Çocuklarımıza, duygu ve düşüncelerini özgürce ve şiddet sergilemeden ifade etmelerini öğretirken, şiddete maruz kaldıklarında ilk başvurmaları gereken devlet güçlerinin bizzat sergilediği şiddeti onlara açıklayamıyoruz. Çocuklarımız bize ‘Düşündüğümü söylersem hatta belli edersem başım derde girer mi?’ diye sorduklarında onlara ne söyleyeceğiz?
Bizler dernek olarak çevresel duyarlılık ile ilgili bir demokratik hak arayışı olan “Gezi Parkı Protestolarını” haklı buluyor ve destekliyoruz. Çocuklarımızın beden ve ruh sağlığının yaşanan bu olaylar karşısında olumsuz etkilenmesinin önlenmesi için hükümeti barışcıl yöntemlerle sorunu çözmeye, medyayı da duyarlı olmaya çağırıyoruz. Biricik çocuklarımız ve gençlerimiz bu ülkenin geleceğidirler, onlara iyi model olunmalı, gündemleri kaygılarla doldurulmamalı, hiçbir gerekçeyle şiddete maruz kalmamalıdırlar. Anababaların, eğitim kurumlarının, devletin ve toplumun tüm bireylerinin çocuklarımızı korumaları gerektiğine inanıyoruz. Onların beden sağlığını korumak kadar ruh sağlığını korumak da hükümetin temel politikası olmalıdır. Çünkü, yara açmak kolay ama onarmak çok zor olmaktadır...

Türk Plastik Rekonstrüktif Ve Estetik Cerrahi Derneği
Bilim, akıl ve çağdaşlık yolunda ilerleyen ülkeler ile dogmaları ön planda tutan, insan haklarını baskılayan ve toplumu istediği yönde değiştirmeye, dönüştürmeye çalışan toplumlar arasındaki fark giderek açılıyor. Son 50 yılda, dünyamız hiç bu kadar ayrışmadı, kamplaşmadı. Taksim Gezi Parkında başlayan, önce tüm İstanbul'a, Ankara'ya, İzmir'e, Eskişehir'e ve diğer illerimize yayılan bu toplumsal hareket, doğayı koruma hareketinin çok önüne geçmiş ve son yıllarda yaşananlara çığ gibi büyüyen bir tepki haline gelmiştir. Bu direniş, Türk Tarihine damgasını vuracak boyuta ulaşan toplumsal bir uyanışa dönüşmüştür. Yaşadığımız olayların; toplumumuzda bazı duyarlılıkların gözardı edilmesine, herkesi kavraması gereken bir yönetim anlayışının yerine bazı ideolojilerin gözetildiği projelerin yarattığı baskılara bir tepki olduğu inancındayız. İnsanların temel hak ve özgürlüklerine yönelik yapılan kısıtlamalar ve baskıların giderek arttığı bu sıkıntılı günlerde, sesini duyurmaya çalışan bir avuç çevreciye yönelik uygulanan şiddet karşısında, Türk Ulusu sessiz kalmamıştır. Gerçekte bu mücadele sadece çevreci bir hareket değil, Cumhuriyet değerlerine sahip çıkan bir Ulusun uyanışıdır. Özellikle görsel basının, ülkemizin birçok ilinde yüzbinlerce yurttaşımızın katılımıyla çığ gibi büyüyen bu kadar büyük çaplı bir olayı görmezden gelmesi işi çığırından çıkarmıştır. Sosyal medyada yapılan paylaşımlar sayesinde bu kadar insan bir araya gelmiş olmasına rağmen, toplumun internetten kopuk olan büyük kesimi olanlardan habersizdir, anlam verememekte, hatta tam tersini düşünerek 3-5 serserinin işi olarak görmektedir. Gelinen bu noktadan sonra soğukkanlı ve sağduyulu davranmak, kışkırtıcı davranışlara ve bu davranışları yapanlara göz yummamak ve mesleğimizin gereklerini yerine getirmek çok büyük önem taşımaktadır. Bize yakışan budur. Bu olumsuz süreci tersine çevirecek en önemli unsurun bilim ve eğitimi öne çıkararak, insanın en önemli değer olarak olarak görülmesini hedeflemek olduğunu düşünüyoruz. İnsan haklarının temel alındığı, çağdaş bir hukuk anlayışın ön planda olduğu günlere özlemimiz giderek artıyor. Bilim insanları olarak akılcı yollar için hepimize görev düştüğü inancındayız. Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği olarak hükümetten beklentimiz, gerginliği körükleyici açıklamalardan vazgeçip, sağduyulu açıklamalarla toplumu rahatlatması, orantısız güç kullanımına izin vermemesi, güç kullananların durdurulması ve kullananların tespit edilerek cezalandırılmasıdır.

Türkiye Psikiyatri Derneği
Kentlerin yaşanan, canlı, sevilir yerler olması meydanları, parkları, doğal güzellikleri ile mümkündür. Kent merkezlerindeki parklar o kentin akciğerleridir: Kent yaşamının yorgunluğunun atıldığı, sıkıntısının dindirildiği, telaşının giderildiği, her yaşta insanın huzur bulduğu alanlardır. Bir devletin temel sorumluluklarından biri halkına huzurlu yaşam alanları sağlamasıdır. Çağdaş ülkelerde her büyük kentte, kent merkezinde, insanların doğayla buluştuğu, kent yaşamının sıkıntılarından uzaklaştığı büyük park ve yaşam alanları vardır. İstanbul, Onun simgesi Taksim, neo-liberal politikaların yarattığı yeni kent anlayışına, AVM ve rezidans ormanları ile boğma girişimine kurban edilmek istenmektedir. Bir hekimin, bir psikiyatrın buna, toplumun ruh sağlığını bozan bu girişime sessiz kalması beklenemez.  Taksim Gezi Parkında yapılanları protesto için toplumun birçok kesiminden, farklı görüşlerde birçok yurttaş bir araya gelmiş ve barışçıl gösterilerle buranın AVM’ne ve ‘rezidans’a çevrilmesine itiraz etmişlerdir.  Demokrasilerde toplumun büyük kısmını ilgilendiren, simgesel önemi olan değişikliklerle ilgili kararlar çok çeşitli kesimlerin, meslek örgütlerinin, politik akımların tartışması ve beraber ve karşılıklı akıl yürütmesi ile olur. Bu açıdan bakıldığında bu ve benzeri barışçıl tepkilerin son derece önemli ve toplumsal uzlaşma için gerekli olduğu söylenebilir.  
Taksim Gezi Parkı ile ilgili olayları ve güvenlik güçlerinin burada yapılanlara müdahalelerini endişe, üzüntü ve öfke ile karşılamaktayız. Barışçıl itiraz hakkını kullanan vatandaşların fiziksel şiddete maruz bırakılması, biber gazı ve tazyikli su ile yaralanması kabul edilemez. Çevrede kim olduğuna aldırmadan, çocukların olduğu gruplara, insanların kafalarına gaz bombası atılması her açıdan aşırı, insanlık dışı bir tepkidir. Vatandaşa düşmana saldırırken uygulanamayacak yöntemlerle, ambülans girişleri engellenerek saldırılması ve bunun bir AVM tartışması ile yapılması son derece vahimdir.
Türkiye Psikiyatri Derneği olarak İstanbul Tabip Odası’nın çağrısını tekrarlıyoruz: Başta hekimler olmak üzere herkesi Gezi Parkı'nda simgeleşen bu doğa, çevre, insanlık ve var olma mücadelesinde taraf olmaya, bugünden itibaren meslek odaları, sendikalar ve "Taksim Dayanışması" platformunun çağrılarına katılmaya, destek olmaya davet ediyoruz.

Adli Tıp Uzmanları Derneği
Siyasi İktidarı Yaşamı Tehdit Eden Şiddet Uygulamalarına Son Vermeye ve Sağduyulu Davranmaya Davet Ediyoruz
İstanbul’da bir haftadır toplumun tüm kesimlerinden farklı görüşlerde yüzbinlerce insan bir araya gelerek barışçıl gösterilerle Gezi Parkı’nı yıktırmamak, buranın AVM’ne dönüştürülmesine suskun kalmamak için demokratik tepkilerini dile getirmiştir. Ancak ne yazık ki sesini duyurmaya çalışan halkın üzerine biber gazı, tazyikli ve boyalı su ve coplarla saldırılmış, toplum birbirine hedef gösterilerek bir vatandaşımız hayatını kaybetmiş ve yüzlercesi de yaralanmıştır. Bu saldırılar sırasında kimyasal silah olarak kabul edilen ve kronik rahatsızlığı olanların yoğun maruziyet durumunda ölüme yol açtığı bilinen yoğun "biber gazı"nın yanı sıra gaz fişekleri direkt hedef gözetilerek ateşli silah olarak da kullanılmıştır. Siyasi iktidarı acilen bu sorumsuz uygulamaları durdurmaya ve sorumlular hakkında yasal işlemleri başlatmaya davet ediyoruz.
Adli Tıp Uzmanları Derneği olarak bu süreçte yapılması gerekenleri sıralamak istiyoruz.
1. Gösterilerde kullanılan kimyasal silahların bu denli yaygın ve yoğun miktarda kullanılması gazın kullanıldığı bölgede yaşayan tüm halkın sağlığını tehdit eder boyuta varmıştır. Siyasi iktidar ve tüm yetkileri acilen bu uygulamaları durdurmaya çağırıyoruz. 
2. Kimyasal gazların kapalı alanlarda, yoğun ve hedef gözeterek kullanımı uluslararası sözleşmelere göre suç kapsamındadır. Herhangi bir etkinlik içinde olmasına gerek olmaksızın bu gazlara maruz kalan herkesin tetkik ve tedavilerini yaptırmaları, adli raporlarının düzenlenmesi ve yasal haklarını kullanmaları önem taşımaktadır. Kimyasal gazlara maruz kalan ve yakınmaları olan kişilerin sağlık hizmetine başvurmasını öneriyoruz. 
3. Gösteriler sırasında yararlanan kişilerin acil müdahaleleri sonrası yaşadıklarını belgelendirmeleri ve hukuksal süreci başlatabilmeleri için adli rapor düzenlenmesi gerekmektedir. Adli tıp uzmanlarının tamamını bu konuda duyarlı olmaya ve aktif tutum almaya davet ediyoruz. 
4. Adli tıp ana bilim dalları, Adli Tıp Kurumu Grup Başkanlıkları ve Şube Müdürlükleri kendilerine başvuran yaralılarla ilgili olarak sorumluluk almalı, Adli Tıp Kurumu yetkilileri de daha önce Mavi Marmara baskınında uygulandığı gibi adli muayene birimleri oluşturarak yaşananları belgelemelidir. 
5. Meslektaşlarımızın adli muayenede göstermeleri gereken yaklaşım, muayenede ve yaralıların kayıt altına alınması gereken işlemler, İstanbul Protokolü’nde açıklandığı gibi yapılmalıdır. Gerek birinci basamak, gerek ikinci basamak ve gerekse üniversite hastanelerinde gözaltı ve tutukluluk hallerinde nasıl bir adli muayene yapılması ve kayıt altına alınması gerektiği protokolde açıklanmıştır. (http://www.ttb.org.tr/eweb/istanbul_prot/ist_protokolu.html )
6. Tüm sağlık kurumları kendilerine başvuran hastaları, kayıt altına almak, acil tedavilerini yürütmek ve talep edildiğinde kendilerine yapılan girişimlerle ilgili yazılı bilgi vermek zorundadır. Bu belgeleme İstanbul Tabip Odası ve ATUD web sitelerinde yer alan adli değerlendirme formuna göre yapılmalıdır. (Bu belge ilgili sayfalarda yer almaktadır. )
7. Bu güne kadar sağlık birimlerinde adli başvurular için belgeleme yapmamış kişiler, TİHV merkezleri ile üniversitelerin adli tıp anabilim dallarına yönlendirilmelidir.
Siyasi iktidarı, bu saldırıları acilen durdurmaya, kamuoyundan özür dilemeye, kışkırtıcı dil kullanmaktan kaçınmaya ve sağduyulu davranmaya davet ediyoruz.

 khaber.com.tr'nin haberine göre Prof. Dr. Sevil Atasoy, aylardır üzerinde çalıştığı kitabında 50 sayfayı Özal'ın Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan otopsi raporuna ayırdı. A'dan Z'ye her şeyin en ince ayrıntısına kadar anlatıldığı kitapta Atasoy, Özal'ın müstahzar bir ilaçla öldürüldüğünü yazdı ve ilacın ismini açıkladı.

Sevil Atasoy'un kitapta yaptığı tespit şöyle: "Kimya İhtisas Dairesi'nin yaptığı analizler sonucunda Özal'ın sabunlaşmış bedeninin göğsünün üst kısmında, karaciğerinde, safrakesesinde, kas, ince bağırsak, mesane ve kemik iliğinde atropin ve atenolol adlı kimyasalları buldu. Özal'a Hacettepe Üniversitesi Hastanesi'nde yapılan müdahalede kalp ritmini döndürebilmek amacıyla atropin, lidokain, bikarbonat, kalsiyum, dekzametazon (dekort) ve dopamin veriliyor. Bu yüzden Özal'ın otopsi materyalinde atropin bulunması doğal. Atenolol (Tenormin) ise beta bloker adı verilen ilaç grubuna dahildir ve yüksek tansiyonun tedavisi için kullanılır. Dr. Cengiz Aslan son dönemde Özal'ın sürekli atenolol kullandığını belirtiyor. DDK raporunda Özal'ın atenolol ile isordil'i birlikte alması durumunda tansiyonunun beklenenden fazla düşeceğine dikkat çekiyor."

ATASOY: İLAÇ TOZ HALİNDE VERİLMİŞ OLAMAZ MI?
Atasoy, kitabında ilacın toz halinde verilmiş olabileceğini de belirtiyor ve şu mühim soruları soruyor: "Özal'ın vefat ettiği gün isordil alıp almadığı bilinmiyor. Ama atenolol aldığı kesin. Üstelik ciddi miktarda kullandığı, daha doğrusu yuttuğu muhakkak. Yoksa yarılanma süresi altı yedi saat olan ve idrarla atılan bu ilacı Kimya İhtisas Dairesi el attığı her organda bulamazdı. Önemli olan ne kadar yuttuğu… Acaba merhum cumhurbaşkanımız o gün çok fazla atenolol yutmuş ve nabzı düşerek kardiyojenik şoka girmiş olamaz mı? Ya da bir kaşık ılık suda bir tablet atenololün kolayca çözündüğünü ancak tadının acı olduğu göz önüne alındığında acılığını örtecek bir sıvıda çözülerek ya da toz halinde katı yiyeceğe katılarak kendisine verilmiş olamaz mı?"

‘ÖZAL'IN BEYNİ BEBEK BEYNİ AĞIRLIĞINDAYDI'
Atasoy kitabında, Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın feth-i kabir ekibinin 1,5 metre suyla karşılaşınca çok şaşırdığını da ifade ediyor. Mezarda 1.5 metre yüksekliğinde suyla karşılaşan feth-i kabir ekibinin uzun süre ne yapacağını şaşırdığını yazan Atasoy, suyun derinliğinin ölçümü sonrasında Özal'ın gövdesinin su yüzünde görüldüğünü anlattı.
Öte yandan olay yeri inceleme bandlarıyla sarılan tabutun açılmasının ardından otopsiye başlayan Adli Tıpçıları büyük şok bekliyordu. Turgut Özal'ın beyni sağlamdı ve tartıldığında yeni doğmuş bir bebeğin beyninin ağırlığındaydı. Özal'ın beyni otopside 488 gram çıkmıştı.